GSM BAZ İSTASYONLARINDAN YAYINLANAN SİNYALLERİN ZARARLI
ETKİLERİ
 Bu bilgilendirme
notu, son zamanlarda basında yer alan GSM baz istasyonlarının
sağlığa zararlı olduğu yolundaki yazılar ve bunun sonucunda
ortaya çıkan tedirginliği gidermek üzere hazırlanmıştır. Dünya
sağlık örgütünce benimsenmiş olan kurallara uygun olarak tesis
edilen Baz istasyonların insan sağlığına yönelik bir zararı
söz konusu değildir. Her ne kadar ülkemizde bu konudaki yönetmelikler
yayınlanmamış da olsa, SIEMENS gibi ciddi firmalar kendi iş
disiplinleri gereğince uluslarası standart ve kuralların dışına
çıkmamaktadır. Bu kurallar ekteki yazıda açıklandığı gibi
herhangi bir kişinin de gözleyebileceği kadar basittir. Kısaca:
GSM baz istasyonu anteninin alt ve üst tarafında herhangi
tehlike yoktur.
Antenin çevresindeki ilk 6 metreden sonraki
uzaklıklarda da herhangi bir tehlike söz konusu değildir.
Antene daha yakın mesafelerde ise sürekli olarak bulunulmaması
gerekir. Teknolojik gelişmelerin her türlüsü, yaşamımıza kattığı
kalite ve yaşam süremizi arttırmanın yanı sıra , zaman zaman
insanoğlunu zorlayan zararlı yan etkileri de birlikte getirmektedir.
Sentetik maddelerin çevreye ve sağlığımıza olan zararlarını
onlardan vazgeçmeden betaraf etmek zorundayız.
Her yıl binlerce vatandaşımızın ölümüne yol
açan ve dayanılmaz hava kirliliği ile bir o kadar da dolaylı
ölüme neden olan ulaşım araçlarından vazgeçmeyi herhalde düşünemeyiz
fakat bunların vasıta olduğu ölümlerin ve sakatlanmaların
önüne geçmeyi bu teknolojinin kurallarına göre başarmak zorundayız.
Teknoloji, her zaman zararlı yan etkilerinin ötesindeki faydaları
ile yaşam süremizi ortaçağlardaki 30 yıllardan bu günkü 80
yıllara taşımıştır.
Bu arada teknolojinin hatalı kullanımı nedeni
ile ortaya çıkan zararlı yan etkilerle de karşılaşsak da,
bu zararlı etkilerle de yine teknolojik gelişmeler sayesinde
mücadele edilebilmektedir. Diğer teknolojik alanlarla karşılaştırıldığında
Elektronik Haberleşme teknolojisi bu açıdan en az sabıka kaydı
olan teknolojik alandır. Buna rağmen zaman zaman kamuoyunun
dikkati ve eleştiri okları bu alana da yönelmektedir. Kamuoyunun
bu titizliği aslında son derece yararlıdır. Bilim adamları,
mühendis ve sanayiciler bu sayede uyanık bulunmak ve bu konulara
dikkat etmek zorunda kalmaktadırlar.
Ancak
her teknolojinin getiri ve götürüsünü kamu oyu önünde dikkatle
değerlendirmek ve bütün iyi şeyleri borçlu olduğumuz bilimsel
bakış açısını daima kollamak zorundayız. Aksi halde haberleşme
cihazları gibi son derece masum bir alana haksızlık etmiş
oluruz. Cep telefonları, diğer adı ile GSM telefonlar, son
5-6 yıldır tüm dünyanın çehresini değiştiren teknolojik gelişmelerden
birisini temsil etmektedir. Bu minik araçların hepimizin ilgisi
ile yaygınlaşması ile birlikte, bunların çalışmasını sağlayan
Radyo Dalgaları yani Mikrodalga radyasyonunun muhtemel zararları
da tartışılır olmuştur.
Oysa bu tür yayınlar dünyamızı 50 yıldır
en ücra köşesine kadar kaplamakta idi. Tüm radyo, televizyon,
telsiz cihazları, gemi ve uçakların radarları, uydu sistemleri
elektromanyetik yayınlar ile çalışmaktadırlar. Ülkemize de
bu tartışmalar, telefonun kendisinin gelişi kadar bir gecikme
ile gelmiştir ve bu da çok doğal bir toplumsal bilinç belirtisi
olarak karşılanmalıdır. Ancak bu tartışmalara bilimsel ve
objektif karakter kazandırmak da son derece gerekli bir toplumsal
sağlık göstergesidir. Herşeyden önce elektromanyetik yayınlar
için kullandığımız ürkütücü "radyasyon" teriminin
kansere yol açtığı kesin ve açık olarak bilinen "nükleer
radyasyon" ile alakası olmadığını önemle vurgulamamız
gerekmektedir.
Teknik
ifadelerde "Radyasyon" yayılan, iletilen anlamında
kullanılan genel bir terimdir. Yani, teknik anlatım ile ışık
da, ısı da, radyo ve televizyon yayınları da birer radyasyon
türüdür. Gelişmiş ülkelerde cep telefonu şebekesi ülkemizle
mukayese kabul etmeyecek kadar yaygınlaşmış durumdadır. Cep
telefonu sinyallerinin ulaşmadığı nokta kalmamış gibidir.
Aşağıdaki Avrupa ülkeleri ve Türkiye'deki kapsama alanlarını
gösteren harita bunu gayet çarpıcı bir biçimde göstermektedir.
(1999 yılındaki durum). Avrupa ülkeleri bu noktaya gelene
kadar GSM baz istasyonlarının olabilecek zararlı etkilerini
çok araştırmış ve tartışmış, sonuçta bu konudaki kuralları
belirleyerek yönetmeliklerini de yürürlüğe koymuştur.
Bu kurallara uyulduğu takdirde - her konuda
olduğu gibi- bu teknolojinin nimetlerinden yararlanmak için
herhangi bir sağlık endişesi taşımamıza gerek kalmamaktadır.
Aksi halde ortalama yaşam süresi bize göre 20 yıl daha fazla
olan Avrupalıların genetik yapısının bize göre çok farklı
olduğunu düşünmek zorunda kalırdık. Gelişmiş ülkelerde GSM
baz istasyonlarından gelecek tehlikelerden korunmak açısından
dünya sağlık örgütü WHO tarafından yetkilendirilmiş olan ICNIRP
(International Commission on Non Ionizing Radiation Protection)
tarafından belirlenen kurallar dikkate alınmaktadır. Tüm dünyadaki
GSM işletmecilerinin de bu kurallara uygun olarak şebeke tesis
etmesi beklenmektedir.
Gelişmiş ülkelerin Meclisleri de bu kuralların
uygulanmasını gözeten kanun ve yönetmelikler yayınlayarak
kendi vatandaşlarının sağlıklarını güvence altına almaktadırlar.
Ülkemizde de yapılması gereken budur. Söz konusu yönetmeliklerin
eksikliği bu günkü verimsiz -ve biraz da seviyesiz- tartışma
ortamını yaratmaktadır. Hepsi uluslararası devler olan SIEMENS,
ERICSSON, NOKIA, ALCATEL ve MOTOROLA gibi üretici ve GSM altyapısı
sağlayıcı şirketler çalışırken uyguladıkları standartları
ICNIRP kuralları doğrultusunda belirlemekte ve uygulamaktadırlar.
Ülke yönetmeliklerinin yayınlanması ve toplumsal bilincin
oluşması ile kural dışına çıkan kötü örnekler de kolaylıkla
elimine edilebilirler.
Aslında kurallar teknik bilgisi olmayan kimseler
tarafından dahi gözlenebilecek bir kaç basit prensibe indirgenebilmektedir.
ICNIRP ve başka bilimsel otoriteler tarafından yayınlanan
rapor ve makaleler genellikle kavranması zor teknik ifadeler
içermektedir. Ancak, Mobil telefonun dünyadaki doğum ve yayılma
yeri olan İskandinav ülkelerinden İsveç'te yayınlanan aşağıdaki
yazı hem dünyada otorite olarak kabul edilmiş olan ICNIRP
kurallarını dikkate almakta oluşu hem de kolay anlaşılır olması
açısından okumaya ve sizinle paylaşmaya değer bulunmuştur.
Swedish
Radiation Protection Institute (Statens Stralsskyddsinstitut,
SSI) yayını tercümesi : ISSN 0281-2339 I 97:05özelliğinin
de dikkate alınması gerekmektedir. Bununla birlikte bu bölgelerde
1-2 V/m lik al İsveçteki mobil telefon şebekesi son zamanlarda
hızla büyümüştür. Ülkenin büyük bir kısmı paralel olarak faaliyet
göstermekte olan 3 operatörden hizmet almaktadır. Bunun en
belirgin işareti direklere, çatılara ve bina duvarlarına monte
edilmiş olan çok sayıda antendir. İsveç Radyasyondan Korunma
Enstitüsü SSI bu antenlerin çevresindeki radyasyon koşullarını
incelemiştir. SSI bu konuda gerek yerel yönetimlerden gerekse
genel kamuoyundan çok sayıda soru ile karşılaşmaktadır. Bu
yazı, radyo ve mikro dalga radyasyonu hakkında bugün için
bilinenleri ve SSI nın kendi araştırmalarının sonuçlarını
açıklamaktadır. Bir mobil telefona gelen çağrı Baz istasyon
vasıtası ile yayınlanarak aboneye gönderilir. Arayan telefondan
söz konusu baz istasyona kadar olan bağlantı da aynen alışılagelmiş
sabit telefon sistemlerinde olduğu gibi kablolar ya da radyo
bağlantıları ile sağlanır. Çağrının baz istasyondan mobil
telefona gönderilmesi ise bu istasyondan yayınlanarak birkaç
metreden başlayıp kilometrelerce mesafeye kadar değişen uzaklıklara
işaretleri taşıyan radyo sinyalleri sayesinde gerçekleşir.
Baz istasyonda bir ya da daha fazla sayıda alıcı ve verici,
yine bir ya da daha fazla sayıdaki antene bağlı olarak çalışırlar.
Geçen yıllarda GSM sistemleri için kurulmuş olan antenler
bundan sonra DCS 1800 (Yeni GSM 1800 sistemleri) sistemleri
için de kullanılacaktır. Daha eski NMT (Mobil telefon, araç
telefonu) sistemine ait olan baz istasyonlar artık kullanımdan
çıkmakta olup daha fazla geliştirilmeyecektir. 900 MHz bandında
çalışan GSM ve 1800 MHz bandında çalışan DCS 1800 yeni Mobil
sistemlerin kullandığı dalga boyları 30cm ve 15 cm dir.
Baz istasyon antenlerinden yayılan radyasyon:
Bir GSM baz istasyonu 900 MHz bandı içinde aynı anda birkaç
farklı telefon kanalını kullanarak çalışabilir. Kanal sayısı
bu istasyonun hizmet vereceği abone sayısına bağlı olarak
1 ila 12 arasında değişir. (Yani kalabalık ve yoğun cep telefonu
kullanımı olan yerlerde daha fazla sayıda kanal kullanılır.)
İstasyonun yayın gücü ise 10 Watt civarındadır. Bir telefon
görüşmesi bu kanallardan birisini zamanın sekizde biri kadar
meşgul eder. (Zaman birden fazla aboneye paylaştırılır, geri
kalan süreyi o anda konuşmak isteyen diğer 7 abone kullanır.
Sistem her bir abone ile ayrı ayrı ilgilenir. Ancak bu işlem
o kadar hızlı olur ki sıra tekrar aynı aboneye geldiğinde
kimse arada başka 7 kişiye hizmet verilmiş olduğunu anlamaz.)
Sonuç olarak baz istasyondaki bir verici, her bir kanalda
tam gücünü ancak aynı anda 8 abone birden görüşme yaptığında
kullanır. Toplam yayınlanan güç en fazla yaklaşık 100 Watt'a
ulaşabilir. Spor salonları, alışveriş merkezleri ve geçitler
gibi iç mekanlarda kullanılan küçük baz istasyonların güçleri
çok düşük olduğundan bu yazıda bu tür istasyonlar konu edilmemiştir.
Antenler genellikle belirli yönlere yayın yapacak şekilde
dizayn edildiğinden, çevrelerine yaydıkları radyasyon gücü
her yönde aynı değildir. Gücün büyük kısmı belirli bir ana
yayın yönünde yoğunlaştırılır, diğer yönlere çok az yayın
yapılır. Anten çevresindeki yayın yoğunluğunu değerlendirirken
bu koşulların dikkate alınması gerekir. Tüm yönler için geçerli
olan kural; antenden uzaklaştıkça radyasyon gücü hızla düşer.
Antenden 5 metre ve daha fazla olan mesafelerde yayın gücü
mesafenin karesi ile orantılı olarak azalır. Örneğin, antenden
olan uzaklık 3 katı artarsa radyasyon yoğunluğu 9 da birine
düşecektir. Antenin yüksekte bulunduğu bir anten direğinin
dibinde iseniz, radyasyon yoğunluğu çok düşük olacaktır, zira
antenler alt ve üst taraflarına yayın yapmazlar.
Bu tür bir antenden yayılan radyasyon toprak seviyesindeki
en yüksek güç düzeyine ancak anten direğinden 50 ila 300 metre
uzaklaştıktan sonra ulaşır, ancak bu mesafede de uzaklıktan
dolayı bu en yüksek güç de mesafenin karesi ile azalma kuralından
dolayı iyice azalmıştır.
Radyo Dalgaları: Baz istasyon antenleri
radyo dalgalarını UHF bandında yayın yapan TV istasyonları,
örneğin İsveç'teki TV2 ve TV4 televizyon istasyonlarının yaptığına
benzer şekilde yayınlarlar. Bu istasyonlar genellikle baz
istasyonlarından binlerce kez daha güçlüdürler. Ne GSM baz
istasyonları, ne de diğer radyo ve Televizyon istasyonları
radyoaktif maddeler ve X ışınları (röntgen ışınları) gibi
iyonlaştırıcı radyasyon yaymazlar. Bu nedenle GSM, Radyo ve
TV yayınlarını oluşturan radyo yayınlarına non-ionizing, yani
iyonlaştırmayan radyasyon adı verilir. Bu türe radyasyon grubuna
bildiğimiz ışık, kızılötesi ışık, morötesi ışık, mikro-dalgalar,
elektrik ve manyetik alanlar da girer. Radyo dalgalarına ve
mikro-dalgalara ilişkin limit değerler son 30 yıldır yürütülen
araştırmalar sonucunda belirlenmiş durumdadır. Söz konusu
limit değerler bu dalgaların insan vücudunda yol açtığı ısıtıcı
etkiye dayandırılmıştır. Yıllar boyunca ihtimal dahilindeki
diğer zararlı etkiler de deneysel tartışmalara konu olmuştur.
Bu güne kadar zararlı etkiyi gösteren herhangi bir araştırma
sonucu bulunmamıştır, bununla birlikte mobil telefon alanındaki
gelişme nedeni ile araştırmacılar sürekli olarak yanıtlanması
gereken yeni sorularla karşı karşıya kalmaktadırlar.
İzin
verilen seviye: İsveç'te radyo frekans radyasyonu ve yüksek
frekanslı elektromanyetik alanlarla çalışılırken uyulacak
kuralları belirleyen yönetmelikler 1976 dan bu yana yürürlüktedir.
Şu anda yürürlükte olan yönetmelik ASF 1987:2 olarak anılmaktadır,
bu yönetmelik "National Board Of Occupational Safety
and Health" (iş yerleri için) tarafından yayınlanmıştır.
Yerleşim bölgeleri ve kamuya açık alanlara yönelik olarak
yürürlükte bir yönetmelik bulunmamakla birlikte SS-ENV 50166-2
olarak anılan bir Avrupa standardı vardır. Bu standart, iş
yerleri ve yerleşim yerleri ile kamuya açık alanlar için geçerli
tavsiyeleri içerir. Bu standarttaki iş yerlerine yönelik kurallar
büyük ölçüde ASF 1987:2 ile aynıdır. Yerleşim bölgeleri ve
kamuya açık alanlarda izin verilen radyasyon düzeyleri ise
iş yerlerine göre 5 misli daha düşüktür. Yerleşim yerleri
ve kamuya açık alanlarda izin verilen radyasyon düzeyi 900
MHz de 4.5 W/m2 (radyasyon yoğunluğu) ya da 41V/m (Alan Kuvveti)
olarak belirlenmiştir. Aynı seviyeler Dünya Sağlık Örgütü
WHO tarafından da benimsenmiştir.
Sonuçlar: Geçen birkaç yıl içinde SSI mobil
telefon anten direkleri çevresindeki radyasyon üzerinde muhtelif
araştırmalar yürütmüştür. SSI ın ölçüm ve hesaplamalarının
sonuçları aşağıdaki maddelerde özetlenebilir: 1.. İzin verilen
limitler antenin yayın yapan yüzeyinin 1 (bir) metre kadar
önündeki mesafe içinde aşılmaktadır. Buna göre antenin bir
direk üzerine ya da binanın duvarı üzerine yerleştirilmesi
halinde insanların aşırı radyasyona maruz kalmaları ihtimali
bulunmamaktadır. Antenin binanın çatısına bakım personeli
ya da başkalarının buralarda çalışırken radyasyona maruz kalmalarına
meydan verecek biçimde monte edilmesi halinde ise National
Board Of Occupational Safety and Health tarafından belirlenmiş
olan güvenlik kurallarına dikkat edilmesi gerekmektedir. 2.
Antenden 10 metre kadar uzaklaşıldığında radyasyon yoğunluğu
çok düşüktür. Antenin yüksek bir yere konulması halinde yerdeki
radyasyon yoğunluğu izin verilen limitlerin 10 da birinden
az olmaktadır. Toplumun ilgi gösterdiği pek çok yerde radyasyon
yoğunluğu izin verilen seviyenin binde birinden de az olduğu
kanıtlanmıştır. 3. Antenler yayın yönlerinin dışındaki yönlerde
çok düşük seviyelerde yayın yaparlar. Anten binanın bir duvarına
monte edildiğinde antenin arkasına rastlayan bölgedeki radyasyon
izin verilen seviyelerin çok altındadır, özellikle duvarların
radyasyonu zayıflatma an kuvvetlerinin bulunabileceği de bilinmektedir.
Bu alan herhangi bir radyasyon koruma sorunu yaratmasa da
hassas elektronik cihazların çalışmalarını olumsuz olarak
etkileyebilir. 4. Baz istasyonlardaki teknik cihazlar ve anten
kabloları dikkate değer bir radyasyon yaymazlar. Belirli durumlarda
hassas ölçü aletleri kullanılarak bu elektrik alanları ölçmek
mümkün olmakla birlikte, bu seviyeler izin verilen limitlerin
çok altındadır. 5. Sonuç olarak mobil telefon baz istasyonları
radyasyon açısından herhangi bir risk ortaya çıkarmamaktadırlar.
|